* Sow Devam Etmeli
Beklenen oldu ve Sow bu hafta ilk 11'de başladı oyuna. Geçtiğimiz hafta söylediğim gibi Sow gerçekten bir yıldız ve o da bunu biliyor. Eğer bu durumun daha fazla devam etmesi halinde Fenerbahçe'nin Sow'u kaybedeceği aşikârdı. Tabi en büyük kriz Sow krizi gibi görünürken bir de Christian krizi var. Fenerbahçe'nin 3'lü orta sahası için zaten Salih, Selçuk, Emre, Mehmet Topal, Meireles ve hatta Mehmet Topuz gibi isimler varken bir de üstüne bu yıl Alper Potuk ve Holmen'in de eklenmesi Fenerbahçe'de ciddi bir orta saha forma savaşı başlattı. Daha iki yıl öncesine kadar Emre olmadığında çok zor pas yapabilen ve üretkenlik açısından kısır olan Fenerbahçe orta sahası artık Emre'yi bile aramıyor. Orta sahadaki bu rekabetin yanı sıra sezonun başından beri Salzburg ve Arsenal maçları ile Konya ve Galatasaray maçlarında pozisyon üretemeyen ve oldukça yavaş tempoda ilerleyen orta sahaya daha sonra Ersun Yanal Holmen takviyesi yapmış ve bu da çok tutmuştu. Ardından Ersun yanal Kasımpaşa maçında tekrar Holmen'i oynatarak Christian'ı tribüne göndermişti. Aslında sezon başında Salzburg maçlarında ve Galatasaray maçında şans bulan Christian isteneni veremediği için tribüne yollanmasına rağmen Christian da "ortalama" bir orta sahanın üzerinde bir futbolcu. Bu yüzden onun da oynamadığı zaman rahatsız olması ve transfer dedikodularının çıkması çok normal. Geçtiğimiz hafta Elazığ maçının rahat geçeceğini düşündüğümü yazmıştım. Ersun Yanal da böyle düşünmüş olmalı ki bu iki oyuncuyu kaybetmemek için bu akşam onlara 11 kişilik kadroda yer verdi.
Fenerbahçe oyuna 4-2-3-1 klasik düzenle başladı. Sow solda başlamasına rağmen Kuyt'la zaman zaman kanat değiştiler. Christian da Alex'ten sonra üstlendiği forvet arkası rolündeydi. Meireles ise sürekli ataklara katılarak sağ ve sol kanat varyasyonlarında takıma yardımcı oldu. Fenerbahçe maça çok istekli başladı. İlk yarım saat ise temposunu sürdürdü. Ersun Yanal sezon başından beri özellikle şu iki şeyin başında durdu: Koşmak ve paslarla hücuma çabuk çıkmak. Bu mentalitenin özellikle Sow krizinden sonra futbolcular tarafından anlaşıldığını düşünüyorum. Bu maça baktığınızda tam 5 oyuncu 11 bin metre sınırının üzerinde. Sow, Kuyt, Caner, Gökhan ve Mehmet Topal. Bu listeye ilerleyen zamanlarda Webo ya da Emenike'yi ve bir orta saha oyuncusunu daha eklerseniz ortaya çok daha fazla istekli bir takım çıkacaktır. İlk yarım saatte hatta ilk yarının tamamında Fenerbahçeli oyuncular Elazığ'ın oyun kurmasına izin vermeden sürekli önde baskı uyguladılar. Bu şekilde top henüz Elazığlı defans oyuncularının ayağındayken oyun kurmalarına izin vermediler. Bunun haricinde 2. bölgede orta sahada ya da 3. bölgede yapılan baskı bu yıl Fenerbahçe'de birşeylerin değişmeye başladığını gösteriyor bence. Çünkü mevki oyuncuları tarafından yapılan gölge baskı ya da markaj, yerini üç kişi ile yapılan agresif baskıya çevirmiş. Bunu ilk yarının tamamında görebiliriz. Fenerbahçe'nin ilk yarıda kurduğu baskının da asıl sebebi zaten bu. Ve yine bu sayede ilk yarıda Fenerbahçe rakip kaleye 8 şut attı.
İlk gol Elazığ açısından biraz talihsiz denebilirse de ikinci golün tutulur yanı yok. Elazığ gibi asıl amacı kümede kalmak olan, oyuncu kalitesi süper lige göre de ilk 8'de olmayan Elazığspor'un defansının bu kadar ileride olmasının açıklanabilir bir yanı yok. Elazığpor'un teknik direktörü Trond Sollied çok deneyimli, Club Brugge, Rosenborg ve Olympiakos'u çalıştırmış ve kupalar kazanmış bir teknik direktör. Çalıştırdığı takımlara bakılırsa şu an elindeki kadronun onlardan farklı olduğu ortaya çıkar. Sadece kadro da değil, kulüp vizyonu açısından da öyle. Sonuçta genellikle şampiyonluğa oynamış, golü düşünen takımlarla çalıştı bugüne kadar. Dolayısıyla alanı daraltıp Fenerbahçe'ye pas yaptırmayarak kazanılan toplarla her iki kanattaki hızlı oyuncuları Serdar Özkan ve Serdar Gürler'le kontra atağa çıkma düşüncesi vardı belki de. Ancak bu düşünce Fenerbahçe'nin maç boyunca 6 defa ofsayta düşmesini sağlarken Elazığ'a ikinci golü yedirterek takımın da daha 20. dakikada oyundan düşmesine neden oldu.
2. golde topun atıldığı an
İkinci yarıda Elazığspor oyuna dahil olma düşüncesiyle daha fazla yüklenmeye çalışsa da özellikle sol kanattan gelen ortada bom boş durumda olan Deniz'in topa vuramaması ve bir korner atışında Caner'in kale çizgisinden çıkardığı top dışında Elazığ'ın gole çok yaklaştığını söylemek mümkün olmaz.
İlk yarının 20. dakikasında artık maç hemen hemen bitmiş olsa da Fenerbahçe temposunu ilk yarı sonuna kadar korumuştu. Ancak ikinci yarı düdüğüyle beraber Elazığ'ın daha fazla hareketli oyunu karşısında sanki Fenerbahçe oyunu biraz rölantiye aldı. İkinci yarının ilk 25 dakikası bu anlamda sıkıcı geçti diyebilirim. Bu anlamda zaten Türk futbolu ve futbolcusunda bir sıkıntı var. Ne zaman ki maç 2-0'a gelir, o dakikadan sonra skor koruma oyununa geçilir ve zaman doldurulur. Ancak hem bu futbol zevki açısından göze hitap etmiyor hem de artık Avrupa'da böyle bir futbol anlayışı kalmadı. Oyun rölantide giderken Ersun Yanal'ın yaptığı ve benim de doğru bulduğum Alper Potuk-Christian değişikliği Fenerbahçe'ye yeni bir kan getirdi. Fenerbahçe 70. dakikadan sonra ilk yarıdaki etkin oyununa geri döndü. Zaten oyuna dahil olmak ve ileri doğru oynamak isteyen Elazığpor geride daha çok boş alanlar bıraktı ve Sow birbirinin aynısı iki gol atarak geceye damgasını vuran son noktayı koydu.
3-0
4-0
Bu maçın benim açımdan 3 açıdan önemi vardı. Birincisi elbette Sow'un dönüşünün muhteşem oluşu. Sow hat-trick yaparak formanın sahibinin kim olduğunu gösterdi. Artık Emenike ve Webo'nun daha fazla çalışmaları gerekecek. Tabi Sow'un bu kadar hırslanmasında Ersun Yanal'ın kesin tavrının da etkisi var. Sow'un ilk golünden sonra Ersun Yanal'a gitmesi çok takdir edilecek bir davranış. Böylece her türlü Sow-Yanal gerginliği manşetlerinin önüne geçilmiş oldu. İkincisi Christian ve özellikle de Salih'in kaybedilmemiş olması. Christian'ı bir kenara bırakırsak Salih Fenerbahçe'nin ve Türkiye futbolunun geleceği. Üçüncüsü ise Fenerbahçe puanını 12'ye taşıdı ve pazar akşamı oynanacak derbiden çıkacak sonucu bekliyor. Beşiktaş'ın galibiyeti dahil her sonuç kendisine yarıyor. Çünkü Galatasaray da her zaman bir rakiptir.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder