6-1'lik tarihi mağlubiyet, telefon krizi, Fatih Terim'in gidişi, Rize beraberliği derken gün geldi çattı. Gruptaki rakibi olarak gördüğüm Kopenhagen'ın Juventus ile evinde berabere kalması sonucu Galatasaray'ın İtalya'dan 0 puanla dönmesi artık Galatasaray'ın ikincilik şansını tamamen yok edecekti. Takımın başına geçeli daha bir hafta olmamış olmasına rağmen Mancini de bu hesapları gayet iyi biliyordu. Bu yüzden klasikleşen kadroda değişikliğe giderek 4-2-3-1'le sahaya çıktı. En çok merak edilen oyunculardan biri Burak Yılmaz hemen kızağa alındı. Aslına bakılırsa çok doğru bir tercihti bu. Hücumda 4-2-3-1 defansta ise 4-4-1-1 ile Juventus deplasmanında sahaya daha temkinli bir kadro ile çıktı. Bununla birlikte uzun süredir kadroda kendine yer bulan Engin Baytar'ın yerine de Riera yer buldu. Hatta Riera sol önde başladığı maçı, Bruma ile yer değiştirerek sağ önde bitirdi. Riera tercihinde sanırım Riera'nın defansif özellikleri ve takım savunmasına yapacağı katkı rol oynuyordu. İlk yarıya Galatasaray çok temkinli başladı. Fatih Terim'in Galatasaray'ından farklı olarak oyunu kendi sahasında kabul etti ve önde basmadı. Mancini de tabi Juventus'u yakından tanıyor. 3-5-2 düzeni gibi Avrupa'da ender kullanlan hatta İtalya dışında kullanılmayan oyun dizilişi ile sahaya çıkan Juventus Asamoah, Pirlo, Pogba, Vidal ve Leichsteiner ile sağlı sollu ataklar yapmaya çalıştı ama Galatasaray oyunu kendi yarı sahasında kabul edip çok da fazla ileride yakalanmadığı için fazla pozisyon vermedi. Bunun haricinde defansın arkasına sarkıttıkları toplarla Tevez ve Vucinic'i(sonra Quagliarella) topla buluşturmaya çalıştılar ama olmadı. Galatasaray da nadiren Drogba ile etkili olduğu pozisyonlar oldu. Ancak bunlar da ileri şişirilen direkt toplarla oldu genelde. Çünkü Juventus'un kalabalık orta sahası Galatasaray'ın top yapmasına çok fazla izin vermedi. Galatasaray maçı aslında tam istediği gibi ve rölantide götürürken bir anda hiç pozisyon yokken yanlış hatırlamıyorsam Chiellini'nin inanılmaz hatasında Drogba yine golünü attı. Aslında Drogba'ya ayrı bir parantez açmak, hatta paragraf yazmak hatta belki de onun için ayrı bir yazı yazmak gerekir. Sadece bu maç için değil bütün maçlarında inanılmaz bir fizik kondisyonu var ve çok kuvvetli. Neredeyse her hafta 90 dakika oynuyor ve bir de hafta arasında seviyesi böyle yüksek maçlarda da böyle performans gösterebiliyor. Özellikle 35'ini aşan bir futbolcudan kimse bu kadarını bekleyemez. Sadece bir tane futbolcunun bir takıma bu kadar bariz faydasının dokunması muhteşem. Hiçbir kafa topuna izin vermiyor. Çok önemli defans oyuncularıyla karşılıklı oynuyor ama hiç yorulmadan, rahatlıkla topları kafasıyla ya da göğsüyle takım arkadaşlarına servis edebiliyor. Kafa golü atıyor, sert şutlar çekiyor... Daha ne isteyebiliriz ki Drogba'dan?
İlk yarının sonlarına doğru Juventus golü de yemenin etkisiyle baskıyı arttırdı ama sonuç çıkmadı. Daha defansif olan Leichsteiner'in yerine daha ofansif sağ açık olan Isla değişikliği ile başladı ikinci yarı. İkinci yarıda Juventus'un çok daha baskılı başlayacağını herkes biliyordu zaten. Ancak Galatasaray'ın bu kadar kendi yarı sahasına gömüleceğini hiç düşünmemiştim. Aslına bakarsanız Galatasaray'ın ruhunda da yok bu. Ancak Mancini oyuncuların bunu yapmasını sağladı ve ikinci yarının başından itibaren Galatasaray sanki bir İtalyan takımı gibi katı defans anlayışıyla iyice içe gömüldü. Normalde kanat ataklarında Galatasaray 'da sağ kanatta Eboue oyuncuyu karşılarken Riera da ona yardımda bulunarak rakip oyuncunun diğer oyuncuyla varyasyon yapmasına izin vermezdi. Ancak ikinci yarıdan itibaren görüntü Eboue'nin de sanki bir tandem oyuncusu gibi içeride kalması, Riera'nın bir bek gibi oyuncuyu karşılaması şeklinde oldu. Yani bazen beşli hatta bazen de altılı defans anlayışına geçti Galatasaray. Drogba bile orta sahanın gerisinde Juventus orta sahasını karşılamaya başladı. 60. dakikada Riera-Amrabat değişikliği geldi. Kesinlikle o an doğru bir tercihti. Amrabah, süratli, çabuk ve adam eksiltebilen bir oyuncu. Juventus'u ileride yakaladıklarında kontra atakla takımı öne taşıma ihtimali çok yüksekti. Bu kadar baskı elbette bir yerden sonuç getirmeliydi. Derken o da yetmedi Conte, üçlü defansın göbeğinden Bonucci'yi alarak İspanyol pivot Llorente'yi oyuna aldı ve 2-5-3 gibi riskli ve garip bir sisteme döndü. Zaten Galatasaray iyice kendi yarı sahasına gömülmüş ve skoru koruma çabasına girmişti. Aldığı bu risk tam 10 dakika sonra meyvesini verdi. Tevez'i ceza sahası içerisinde yerde bırakan Amrabat'ın faydadan çok zararı dokunmuştu. Zaten defans oyuncusu olmayan orta saha ya da forvet oyuncuları yapar genede böyle penaltıları. Gereksiz ve anlamsız... Tevez zaten sırtını kaleye çevirmiş, ortada pozisyon yok! 1-1'den sonra Juventus iyice baskıyı artırdı. Artık kanatlarda herhangi bir varyasyona bil gerek kalmıyordu. Orta sahadan uzun toplarla kenarlarda, Asamoahi, Pogba, Isla ya da Pirlo sürekli ceza sahasına orta yaparak gol aradılar. Juventus'un ısrarla bu şekilde yani ceza sahasına ortalarla gol araması beni çok şaşırtmadı. Çünkü Galatasaray defansı mahşer gibi bazen 8-9 kişiye çıktığı bile oldu. Ve zaten bu ortalardan birinde tam 3 kişinin arasından kafayı vuran Quagliarella 2-1 yaptı skoru. 8 kişi defans yapan bir takımda 3 kişinin arasından Quagliarella gibi bir futbolcunun kafa vuruşu yapması da çok manidar. Llorente falan olsa pivot santrfor yükseldi vurdu deriz. Ama yine kademe hatasından gol yendi. Ancak şans mı demek lazım
yoksa beklenen son mu bilmiyorum ama iki dakika geçmeden 74'te takıma dün gece hiçbir katkı sağlamayan Sneijder'in yerine giren Umut Bulut yine Drogba'nın şaheser diyebileceğimiz pasında aslında çok kötü bir vuruş yapmasına rağmen top yere sektiği için golü attı ve Galatasaray'a üst tur için "Umut" oldu. Herkes belki Burak'ı bekliyordu ama Umut'un hem forvet arkası özelliği hem daha çok koşan bir yapıya sahip olması nedeniyle ve belki de Burakın çok fazla gol kaçırması sebebiyle doğru tercihti. Ve doğru tercih olduğunu da gösterdi. Ancak burada yılmadan ve yorulmadan her kafa topuna çıkan Drogba'yı ayakta alkışlamakla birlikte golün de Conte'nin aldığı riskin bir sonucu olduğunu görmek lazım.
Siyahla işaretlenen kişi Umut. Kiminle kafaya çıkıyor Drogba? Vidal. Top Barzagli'nin arkasından geçiyor ve Umut'a geliyor. Chiellini zaten hiç yok ortada. Normalde bir sağ bek oyuncusunun ya da Isla'nın belki de olması gereken yerde inanılmaz bir defans zaafiyeti ve ardından gelen gol.
Galatasaraylı birçok taraftar ya da yazar Mancini'nin kariyerini beğenmiyor ya da Fatih Terim'den iyi olmadığını savunuyor. Bunlar tartışılabilir konular. Ama açık açık başarısız olup Galatasaray'dan gitmesini bekliyorlar. Hatta beraberinde Ünal Aysal'ın da. Ancak Mancini dün gece çok iyi bir sınav verdi. Belki daha çok yeni ve takımı dahi tanımıyor. Herşey Fatih Terim'den miras. Ancak dün geceki oyun anlayışının kesinlikle Fatih Terim'le uzaktan yakından ilgisi yok. Eğer dün gece bana kalırsa takımın başında Fatih Terim olsaydı bu beraberlik bence alınamazdı. Her halükârda önde basan ve hücum futbolunu seven Fatih Terim'in Galatasaray'ı dün geceki beraberliği bana kalırsa alamazdı. Galatasaray Juventus'u Mancini'yle, bir İtalyanla ve kendi silahları İtalyan defansıyla vurdu. Dün gece rolleri Galatasaray değiştirdi.
İtalyan Galatasaray*


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder